iki yıldız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iki yıldız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2011 Salı

Yeni 52'de neler oluyor! - Grifter #1







Wildstorm evrenini kapsamlı bir şekilde takip edememiş olmak en büyük ayıplarımdan biri herhalde. Image evreninden ayrıldıktan sonra kendi başına yayın hayatına devam eden Wildstorm evreninin bir kısmı , 52 ile de DC Comics'in Multiverse'indeki paralel evrenlerden biri olarak gösterilmişti.







17 Kasım 2011 Perşembe

Yeni 52'de neler oluyor! - Green Arrow #1





Green Arrow'u sever misiniz? Son bir iki yıl içerinde başına gelmeyen kalmayan -tüm parasını kaybetti, şehrinin yarısını kaybetti, oğlunun yarısını kaybetti, torununu kaybetti, itibarını kaybetti- bu güzide kahramanımızı düşününce , aklına ister istemez aşağıdaki karşılaşma gelen herkes; DC Comics sizden Oliver Queen'e yeni bir şans vermenizi istiyor. Ve bizden ilk olarak şu iki notu düşmemizi rica ettiler - Dan DiDio dün gece münasebetsiz bir saatte bizzat aradı- ; Hayır, Green Arrow'un iyi arkadaş olmaları dışında Green Lantern ile bir alakası yok. Hayır, Green Arrow bir yüzük takmıyor.

26 Mayıs 2011 Perşembe

Alpha Flight # 0.01 - "Kim bilir kaçıncı defa...Geri döndüler!"

   Chaos War gibi silik ve saçma sapan bir event'in belki de yegane güzel tarafı Alpha Flight'ın son derece dangalakça bir şekilde de olsa geri dönmesiydi. Herc'in ölümlü bir kahraman olarak dünyada at koşturacağı seriyi de Chaos War'un başarılı yönlerinden biri olarak görebilirdik, tabii bunun için Hercules'un ikinci sayıda üzerine yıkılan bir binayı sade bir vatandaş olarak kaldırmasına şahit olmasaydık.


Alpha Flight kült mertebesine ulaşmış çok başarılı bir seriydi, hem Kanada'lı, hem naif, hem de Wolverine ile göbek bağı bulunan bir ekibin kült olmaması mümkün değildi zaten. Şimdi bize çok da güven vermeyen sabıkalı ikili olan Grek Pak ve Fred Van Lente'ye teslim edilmiş bir Maxi Series olarak tekrardan ortamlardalar. Peki durumlar nasıl, sıfır nokta sıfır bir numaralı ilk sayı bu konuda bize çok şey söylüyor;

6 Mayıs 2011 Cuma

Moon Knight #1 - "Comic book for the mentally ill."



Moon Knight benim Marvel evreninde Nova ile birlikte en sevdiğim iki karakterden biri, tüm Batman imitasyonluğuna rağmen Marc Spector'un hasta ruh halini kabullenişinin ona unique bir tarz verdiğini düşünüyorum. Eh, favori karakterlerinizden biri hala ölüyken diğerinin yeni bir seriye başlıyor olmasını sevinçle karşılamanız gerekir.

Bunun benim için çok da geçerli olmadığını söylemek zorundayım. Brian Michel Bendis ve kendisinin başarılı Daredevil ve Spider-Woman serilerindeki ortağı Alex Maleev'in kontrolündeki yeni Moon Knight serisinin ilk sayısı, bana bunu hissettirdi.





Moon Knight'ın 2006 yılındaki yeniden piyasaya sürülme serüvenini yazar Charlie Hudson ve çizer David Finch yönetmişti, bu serinin Civil War ve Dark Reign'e doğru giden yolda Marvel'ın yayınladığı en iyi yan seri olduğunu kabul ediyorum; özellikle Midnight Sun ve Civil war hikayeleri gerçekten standart bir seriden bekleyebileceğiniz tüm özellikleri yansıtıyordu; altyapısı çok sağlam oluşturulmuş bir ana karakter, ölçülü ve derinliğe sahip yan karakterler ve olağanüstü bir hikaye anlatımı. Spector'un gidip gelen aklı ve deliliğin sınırlarındaki şizofrenisi onu bir Batman imitasyonu olmaktan bir nebze daha uzaklaştırıp kahramana yeni bir kimlik kazandırma yolunda önemli başarı sağlamıştı.

Spector'un Dark Reign döneminde Amerika'dan Meksika'ya kaçarak kendini unutturmasıyla biten seri, geri dönüp savaşmaya karar vermesiyle birlikte Vengeance of the Moon Knight serisi olarak tekrar başlamıştı; unutulmaz bir ilk sayıyla. Blogun tepesindeki kare, bu serinin ilk sayısından alıntıydı; ne istediğini bilen bir adam olarak Jake Lockley Moon Knight karakterini Marc Spector alt-kimliğinden daha tutarlı bir noktaya taşıdı, Khonshu'ya olan inancıyla birlikte vahşet güdüsü de kendisini terketmiş, onu bir "Avenger" olmaya günbe gün hazırlamıştı.

Netelim Secret Avengers #1'in ilk sayısında bunu da gördük; Steve Rogers Civil War döneminde kendi tarafında yer almayı kabul etmeyen Moon Knight'ı takımında görmek istiyordu. Burası, karakterin yaşadığı dönüşümün en bariz hissedildiği nokta oldu; asi, kural tanımaz eski bir paralı asker olan Marc Spector birden bire kurallara uyan, söz dinleyen , neredeyse taş kafa sayılabilecek bir U.S. Marine'e dönüştü. Shadow Council'e sızdığı Secret Avengers hikayesi bu konuda şahit olarak kürsüde ifade verebilir.

Şimdi ise karşımızda Brian Michel Bendis'in "Tüm yönleriyle yeniden icat edilmiş bir karakter oluşturmaya çalıştık" dediği 2011 model Moon Knight serisi var, Marc Spector hiç olmadığı kadar "sane" bir şekilde New Avengers ekibinden Wolverine, Spider Man ve Bucky-Cap ile birlikte boyundan büyük işlere kalkışıyor, ilk sayıda kendisini gösteren Ultron ilerideki bölümlerde daha büyük aksiyonlar göreceğimizin garantisi.

Ama ekip çalışmasına yatkın, çoğunlukla ne dediğini bilen ve "Neredeyse" Mr.Hyde'ı tek başına aşırı şiddet uygulamadan alaşağı edebilen bir Moon Knight figürü, Bendis'in kafasındaki karaktere ne kadar uyuyor bilmiyorum ama; benim kafamda bir karakterin karşısındaki yerini aldı bile : Batman.

Yıllar yılı bu etiketten kurtarılması için mücadele edilmiş bir karakter için hazin bir son.

10 Kasım 2010 Çarşamba

39 Minutes #1 - Top Cow Pilot Season 2010

Efendim, Tengunner'ın şu post'ta duyurduğu yarışmanın oy verme süresi sona erdi. Edit : Yok öyle bir şey, oy verme devam ediyor. Oylarınızı esirgemeyiniz : http://www.topcow.com/

Top Cow, gerçekten yayınlamayı düşündükleri seriyi seçmesi için okuyucularına imkan vererek çok zekice bir iş yapıyor, böyle olunca biz de ortaya konulan işleri bir incelemek , ve kendi tercihimizi belirtmek istedik. İlk elime geçen 39 Minutes #1 oldu.

4 Kasım 2010 Perşembe

Carnage #1 - "Tahmin edin kim geri döndü? Hayır, Steve Rogers değil."

İtiraf edin, geri dönüşleri seviyorsunuz! Evet, öldürülen kahramanların ve kötü adamların bir süre sonra havai fişekler ve fener alayları eşliğinde geri dönmeleri; kapı arkasından, karanlıktan, bir pencereden çizgi romanların son sayfalarında tekrar hayata el ense çekmeleri sizi mest ediyor.

Öyle olmak zorunda, eğer çizgi roman okurları geri dönüşler konusunda olumsuz fikirlere sahip olsalardı, böyle zırt pırt birilerinin geri dönüşü için sağımıza solumuza mum dikmek zorunda kalmazdık herhalde. Ara ara, bu geri dönüşler de hayırlı gelişmelere vesile olabiliyor diyerek konuyu bir noktaya bağlamaya çalışalım;

Son geri dönen arkadaşımız Carnage, (tabii kendisi bu ünvanı çok kısa bir zaman sonra Onslaught'a devredecek, ta ki Rob Liefeld ölüp de geri dönmeyi başarmayana kadar Onslaught'un iki / altı ay ortalamayla geri dönmeye devam edeceğini tahmin ediyorum ), ve Carnage denildiğinde aklınıza ne geliyor ?

19 Mart 2010 Cuma

Siege #3 - "Bir tanrı öldürmek yerine, tanrıların yaşadığı bir şehri yıkmayı tercih ettim.. Pişman değilim.."

Siege #3 yayınlandı, Marvel Comics'in bu "çok beklenen" ve "fan-favorite" olduğu iddiası içerisindeki event'inde işler gittikçe karışıyor, beklenmedik sürprizler birbiri ardına gelirken Brian Michel Bendis bizi hiç ummadığımız olaylarla şaşırtmaya devam ediyor...

13 Ocak 2010 Çarşamba

Punisher Max : Get Castle One Shot [Frank Castle bile tatile ihtiyaç duyar..]


One Shotlar konusunda düşüncelerim çok da olumlu değil açıkçası, Marvel'ın çizginin daha karanlık tarafına geçmeyi denediği dergiler One Shotlar, mesela Wolverine ve Punisher için yayınlananları düşünecek olursak belli bir döngünün neredeyse asla kırılamadığını görüyoruz. Geçmişte gerçekleşen bir olayın peşinde başka bir ülkeye giden bir kahraman, bir kadın, tuzaklar ve mutlak intikam. Ne zaman elime bir Wolverine One Shot alsam, bunlarla karşılaşıyorum.

24 Aralık 2009 Perşembe

Thor #605 - "Bana yuğarıdan bağmasın!"

Herkesin en sevdiği kahramanlar listesinde kendine rahatlıkla yer bulabilecek bir arkadaşımız Thor. Gerek Earth-616 evrenindeki soylu duruşu, gerekse Ultimate evrenindeki asi eko-anarşist bakış açısıyla günümüz çizgi roman okurları tarafından sevilmeye çok müsait, üstelik bu kadar sevimli bir karakterden beklenmeyecek kadar da güçlü.

Thor V3'te gelişen olaylar neticesinde Asgard'dan sürgün edilmesine rağmen, halen Asgard orijinli en güçlü karakter olmayı sürdüren Thor, nihayet bekleneni yaparak Doctor Doom'un karşısına dikiliyor.

 Marvel'ın bir sonraki büyük event'i olan "Siege"'in şu an hüküm sürmekteki Cabal'ın iki mensubu tarafından oluşturulan bir "Asgardian Stamford Project" olduğu gözönüne alınacak olursa, Thor serisinde şu anda yaşanmakta olan herşeyin önümüzdeki ocaktan itibaren belirsiz bir süre -en az üç ay- devam edecek olan seriyi etkileyeceği söylenebilir. Thor, zaten ilk sayıdan itibaren takip edilmesi gereken bir seriydi, halen de bu çekiciliğini koruyor.

Thor #605'te Thor, Loki tarafından Latveria'ya taşınmaya ikna edilen Asgard halkı ve Doctor Doom arasındaki "sürtüşmeye" nihayet katılma kararı alıyor, zaten Thor #604'ün sonunda kendisini çekiciyle Doom'un tepesine doğru inerken görmüştük.

Bu sayıda da,

evet, bu sayıda hiçbir şey olmuyor. Thor geliyor, bir kaç çekiç darbesi, son üç sayıda gözümüzün önüne sokulmakta olan bir gizem açığa çıkıyor, ve sayı bitiyor.

Büyük hikayeler başlamadan önce bu tarz sayılar hazırlayıcı nitelikleriyle zorunlu oluyorlar, bunun farkındayım ama sayıyı okuduktan sonra gerçekten ilk defa birkaç sayfa atlayıp atlamadığımı merak etmek için baştan baktım. Hayır, atlanan hiçbir şey yok, Thor #605 bize Thor #606'nın girizgahını vermekten başka bir şey yapmıyor.

Eksik olmasın, bize verdiği iki şey daha var; eski bir atasözünü, Thor için "hatasözü" haline getirerek hatırlatıyor; "Öfkeyle kalkan zararla oturur, Latveria'da bile." İkinci nokta ise, Doctor Doom'un onu bu kadar seviyor olmamıza rağmen ne kadar kompleksli bir karakter olduğu :




Huh.











Bence dergiyi okurken S.O.D'den herhangi bir şarkıyı dinleyebilirsiniz, neticede onlar oldukça kısa oluyorlar.