Popülerliğinin zirve yaptığı ve her dergide göründüğü dönemlerde -bir süreliğine- kendisinden tiskinmiş de olsam; Deadpool'un favori Marvel karakterlerimden biri olduğunu söyleyebilirim. Her türlü senaryoda boy gösterebilmeye açık geçmişi ve potansiyeliyle başlangıç noktasında basit bir Deathstroke kopyası olduğunu bile unutturabiliyor, ve yerle yeksan olmuş dördüncü duvarın üzerinden uykunuzda saydığınız koyunlar gibi bir oraya bir buraya zıplayarak geçiyordu. Neredeyse Wolverine'den daha iyi bir Healing Factor'e sahipti, ve öldürülmesi çok ama çok zordu. Okurken gülümsemenizi sağlıyordu; henüz neredeyse tamamen bir parodi haline dönüştürülmediği dönemlerde bile komikti.
Kayıp Hazine Avcıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kayıp Hazine Avcıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Kasım 2011 Perşembe
24 Ağustos 2011 Çarşamba
Kayıp Hazine Avcıları - Thorgal
Kıta Avrupa'sından dünyaya yayılan çizgi romanlar hakkında hiç kelam etmediğimiz hakkında sık sık eleştiriliyoruz; sanılmasın ki Çizgi Roman'ın ABD ayağı tek meşgalemizdir; Avrupa'yı da sık sık ziyaret edip çocukluğumuzda kurulmuş bağları sıkılaştırıyoruz ama; bunları anlatmaya pek fırsat kalmıyor. Zaten kim ki Türkiye'de Çizgi Romana Amerikalı büyük yayıncıların çizgi romanlarıyla başladığını söyler, çok renkli ve Proust'un bisküvisi gibi güzel kokan bir geçmişi ıskalamış demektir.
Tercüman Çocuk'u hatırlayanlarınız var mı? Solcu ailelerin Tercüman menşeili olması sebebiyle evine sokmaktan pek imtina ettiği bu dergi, bizi Le Lombard'ın bir çok çizgi romanıyla daha farkında olmadan haşır neşir etmişti bile. Hem Tengiz'i takip edip, hem de Yüzbaşı Volkan sayesinde Yunanistan ile yaşadığımız kıta sahanlığı problemine dair bilgi sahibi olma imkanı tanıyan bir dergiydi. Hatta; İstanbul trafiğinde arkadaki araca sol sinyalizle işaret etmenizin "Beni geç" manasına geldiğini de Tercüman Çocuk'ta yayınlanan bir Yüzbaşı Volkan macerasındaki yabancı ajandan öğrenmiştim. Güzel dergiydi, zamanla her güzel şey gibi kalitesi bozuldukça bozuldu, en son da yarım yamalak kapanıp gitti. Neyse ki Doğan Kardeş, Milliyet Çocuk hala yayınlanmaktaydı; o günlerin hiç bitmeyeceğini, her yeni Cuma günü gazete bayiine yeni bir Conan cildi daha geleceğini düşünüyordum.
Daha fazla nostalji yapmaya gerek yok , zaten konumuz da Tercüman Çocuk ve benzeri dergilerin yetiştirdiği çizgi roman jenerasyonu değil. Oraya dalarsak konu birden TGRT'nin Deli Balta'sına gidecekmiş gibi hissedip inanılmaz derecede huylanıyorum.
Toparlayalım, Tercüman Çocuk'u hatırlayanlarınız varsa muhakkak Thorgal'ı da hatırlayacaksınız, o vakitler Torgal ismiyle bilinen bu cevval çocuk, geçmişi itibariyle uzaya; hatta Atlantis'e dayanmakta, günlük hayatında da tip itibariyle inanılmaz bir şekilde Karaoğlan'a benzeyen bir Viking serdengeçtisi olarak hayatımıza girmişti : Kah geçmişine dair yeni bilgi kırıntılarının peşinde koşuyor , kah cücelere yardım edip küçücük Viking kızlarını onu tuzaklara yönlendirmeye çalışan kötü kalpli elflerin elinden kurtarıyordu.
Jean Van Hamme'nin anlatımındaki başarının nereden geldiğini ilk Torgal okuduğum günlerden beri düşünmekteyim, henüz net olarak bir sonuca varamasam da anlattığı dünyayı tasvir etmekteki sadeliği ve umarsızlığının en önemli unsurlar olduğuna artık emin sayılırım. Thorgal'ın dünyası tıpkı Mouse Guard'ın , Tolkien'ın Hobbit'inin dünyası gibi : Kar yağarken sıkı sıkıya çekilen tahta kapıların arkasında şömine başında güzel sohbetlerin yaşandığı, ve kötülerin hiç uyumadan karanlıktaki yuvalarında onlara doğru at koşmaktan hiç vazgeçmeyen iyi adamlara dünyayı (ve tüm diğer boyutları) zehir etmek için kahır içerisinde düşündükleri bir dünya. Cücelerin gerçek, elflerin önemli bir kısmının iki yüzlü ve sevimsiz, havanın ise daima temiz olduğu bir dünya. Fantazi edebiyatının yarattığı en güzel dünyalardan biri belki de Thorgal'ın dünyası, ve böylesine estetize bir yaratımı bu kadar ufak daktilo darbesiyle gerçekleştirebilmek, Hamme'ın sihirini gözümüzün önüne seren şeylerden biri belki de.
Bu dünyayı kağıda dökme işini de Grzegorz Rosiński üstlenmiş bundan 32 yıl önce, 1979'da Saint Michel'de "En iyi Gerçekçi Sanat Eseri" ödülünü aldıktan sonra Thorgal'ın gerçeküstü dünyasını aynı ciddiyetle resmetmeye başlamak onun için nasıl bir deneyim oldu bilemiyoruz, ama bu birlikteliği Hamme ile birlikte 29 albüm boyunca, Hamme'nin ardından Yves Sente ile birlikte iki albüm boyunca sürdürebildiğine göre bu durumdan gayet memnun olduğunu kabul edebiliriz. Aşağıdaki gibi yüzlerce efsanevi panel yaratmış sanatçının yine Jean Van Hamme ile birlikte, yine La Lombard'dan 2001 yılında Western adında bir albüm çıkarttığını da hatırlatalım, sevenleri ıskalamasınlar.
Aaricia'nın Odin dağında annesini ararken bir elf tarafından kandırıldığını farkettiği yukarıdaki sayfa, çizgi roman tarihinde gördüğüm en duygusal ve ruh halini en iyi yansıtan sayfalardan biri. Thorgal, DC'nin Vertigo'sunun Northlanders'ının anlatmaya çalıştığı hikayeyi Mouse Guard naifliğiyle -bana göre- çok daha başarılı bir şekilde anlatıyor.
Başlıktaki Kayıp Hazine kısmına çok takılmayın; Thorgal Türkiye'de gayet iyi bilinen bir çizgi roman, hiç de azımsanmayacak bir kısmı Özer Saha tarafından Çizgi Düşler serisi kapsamında yayınlandı bile. Benim derdim hala okumamış olanlarla, bu ayıbı bir an önce telafi etmek istiyorsanız -Tüm DNR'larda ve büyük Kitabevlerinde bulabileceğiniz- Thorgal'ı bugün hemen alıp, okumalısınız. Buyrun, bu da size güzellik maksatlı Rob389 linkimiz.
Sevenlere, ve okuyacaklara -ki seveceklerine eminiz- güzel bir haber daha verelim ; Marmara Çizgi Jean Van Hamme'ın XII'ının ilk dergisini de Türkçe'ye çevirdi, ona da Rob389'dan ulaşabilirsiniz.
Tercüman Çocuk'u hatırlayanlarınız var mı? Solcu ailelerin Tercüman menşeili olması sebebiyle evine sokmaktan pek imtina ettiği bu dergi, bizi Le Lombard'ın bir çok çizgi romanıyla daha farkında olmadan haşır neşir etmişti bile. Hem Tengiz'i takip edip, hem de Yüzbaşı Volkan sayesinde Yunanistan ile yaşadığımız kıta sahanlığı problemine dair bilgi sahibi olma imkanı tanıyan bir dergiydi. Hatta; İstanbul trafiğinde arkadaki araca sol sinyalizle işaret etmenizin "Beni geç" manasına geldiğini de Tercüman Çocuk'ta yayınlanan bir Yüzbaşı Volkan macerasındaki yabancı ajandan öğrenmiştim. Güzel dergiydi, zamanla her güzel şey gibi kalitesi bozuldukça bozuldu, en son da yarım yamalak kapanıp gitti. Neyse ki Doğan Kardeş, Milliyet Çocuk hala yayınlanmaktaydı; o günlerin hiç bitmeyeceğini, her yeni Cuma günü gazete bayiine yeni bir Conan cildi daha geleceğini düşünüyordum.
Daha fazla nostalji yapmaya gerek yok , zaten konumuz da Tercüman Çocuk ve benzeri dergilerin yetiştirdiği çizgi roman jenerasyonu değil. Oraya dalarsak konu birden TGRT'nin Deli Balta'sına gidecekmiş gibi hissedip inanılmaz derecede huylanıyorum.
Toparlayalım, Tercüman Çocuk'u hatırlayanlarınız varsa muhakkak Thorgal'ı da hatırlayacaksınız, o vakitler Torgal ismiyle bilinen bu cevval çocuk, geçmişi itibariyle uzaya; hatta Atlantis'e dayanmakta, günlük hayatında da tip itibariyle inanılmaz bir şekilde Karaoğlan'a benzeyen bir Viking serdengeçtisi olarak hayatımıza girmişti : Kah geçmişine dair yeni bilgi kırıntılarının peşinde koşuyor , kah cücelere yardım edip küçücük Viking kızlarını onu tuzaklara yönlendirmeye çalışan kötü kalpli elflerin elinden kurtarıyordu.
Jean Van Hamme'nin anlatımındaki başarının nereden geldiğini ilk Torgal okuduğum günlerden beri düşünmekteyim, henüz net olarak bir sonuca varamasam da anlattığı dünyayı tasvir etmekteki sadeliği ve umarsızlığının en önemli unsurlar olduğuna artık emin sayılırım. Thorgal'ın dünyası tıpkı Mouse Guard'ın , Tolkien'ın Hobbit'inin dünyası gibi : Kar yağarken sıkı sıkıya çekilen tahta kapıların arkasında şömine başında güzel sohbetlerin yaşandığı, ve kötülerin hiç uyumadan karanlıktaki yuvalarında onlara doğru at koşmaktan hiç vazgeçmeyen iyi adamlara dünyayı (ve tüm diğer boyutları) zehir etmek için kahır içerisinde düşündükleri bir dünya. Cücelerin gerçek, elflerin önemli bir kısmının iki yüzlü ve sevimsiz, havanın ise daima temiz olduğu bir dünya. Fantazi edebiyatının yarattığı en güzel dünyalardan biri belki de Thorgal'ın dünyası, ve böylesine estetize bir yaratımı bu kadar ufak daktilo darbesiyle gerçekleştirebilmek, Hamme'ın sihirini gözümüzün önüne seren şeylerden biri belki de.
Bu dünyayı kağıda dökme işini de Grzegorz Rosiński üstlenmiş bundan 32 yıl önce, 1979'da Saint Michel'de "En iyi Gerçekçi Sanat Eseri" ödülünü aldıktan sonra Thorgal'ın gerçeküstü dünyasını aynı ciddiyetle resmetmeye başlamak onun için nasıl bir deneyim oldu bilemiyoruz, ama bu birlikteliği Hamme ile birlikte 29 albüm boyunca, Hamme'nin ardından Yves Sente ile birlikte iki albüm boyunca sürdürebildiğine göre bu durumdan gayet memnun olduğunu kabul edebiliriz. Aşağıdaki gibi yüzlerce efsanevi panel yaratmış sanatçının yine Jean Van Hamme ile birlikte, yine La Lombard'dan 2001 yılında Western adında bir albüm çıkarttığını da hatırlatalım, sevenleri ıskalamasınlar.
Aaricia'nın Odin dağında annesini ararken bir elf tarafından kandırıldığını farkettiği yukarıdaki sayfa, çizgi roman tarihinde gördüğüm en duygusal ve ruh halini en iyi yansıtan sayfalardan biri. Thorgal, DC'nin Vertigo'sunun Northlanders'ının anlatmaya çalıştığı hikayeyi Mouse Guard naifliğiyle -bana göre- çok daha başarılı bir şekilde anlatıyor.
Başlıktaki Kayıp Hazine kısmına çok takılmayın; Thorgal Türkiye'de gayet iyi bilinen bir çizgi roman, hiç de azımsanmayacak bir kısmı Özer Saha tarafından Çizgi Düşler serisi kapsamında yayınlandı bile. Benim derdim hala okumamış olanlarla, bu ayıbı bir an önce telafi etmek istiyorsanız -Tüm DNR'larda ve büyük Kitabevlerinde bulabileceğiniz- Thorgal'ı bugün hemen alıp, okumalısınız. Buyrun, bu da size güzellik maksatlı Rob389 linkimiz.
Sevenlere, ve okuyacaklara -ki seveceklerine eminiz- güzel bir haber daha verelim ; Marmara Çizgi Jean Van Hamme'ın XII'ının ilk dergisini de Türkçe'ye çevirdi, ona da Rob389'dan ulaşabilirsiniz.
16 Aralık 2010 Perşembe
Kayıp Hazine Avcıları - Planet of Vampires
Marvel Comics'in kurucusu Martin Goodman, Atlas Comics 1950'lerde Süperkahraman işine girip Marvel Comics halini aldıktan sonra, sektördeki çalışma koşullarını farklılaştırıp DC ve Marvel'a rakip bir firma oluşturabilmek için Seaboard Comics adı altında bir firma kurmuştu. Atlas Comics adıyla yayın yapan bu firma ne yazık ki Larry Lieber'in deyimiyle "yanlış adamlar yanlış yerlere yerleştiği için" bir yıldan daha uzun süre yayın yapamadı. Firmanın yayınladığı en uzun seri, dört sayıdan daha fazlasını göremedi.
Adı duyulmamış bir firma olarak iyi çizerlerle birlikte çalışabilmek için onlara yüksek ücretler, ve yarattıkları kahramanlara ilişkin telif haklarının tamamını vererek sektörün bugünkü koşullara ulaşabilmesinde kısa ömrüyle büyük işler yapmış olan Atlas / Seaboard Comics'in iz bırakan serilerinden (mini-seri demek daha doğru galiba) biri de Planet of Vampires.
Etiketler:
atlas comics,
Çizgi Roman,
Kayıp Hazine Avcıları,
pat broderick,
planet of vampires
3 Mart 2010 Çarşamba
Kayıp Hazine Avcıları - Ignition City
Warren Ellis, çizgi roman dünyasının Nick Cave'i olarak tanımlayabileceğimiz bir isim; rahatlıkla hastalıklı olarak tanımlayabileceğimiz iç dünyası amerikan hayat tarzının süzgecinden geçerek bize Shakespeare tarzı hikayelerin tamamen farklı paradigmalarda yaşanan izdüşümlerini izleten Ellis, kah bir kovboy hikayesinde, kah uzayda, kah rüyalarla kabuslar arasında öyküler anlatıyor. Bazen ise, hepsini tek bir potada eriterek.
Etiketler:
avatar,
Çizgi Roman,
gianluca pagliarani,
ignition city,
Kayıp Hazine Avcıları,
warren ellis
7 Ocak 2010 Perşembe
Kayıp Hazine Avcıları - Infinity Gauntlet
Eğer Uğur Gürsoy'un Fırat'ı Çizgi Roman okuyor olsaydı, Marvel Cosmic çizgi romanlar için rahatlıkla "En sevdiğim!" diye haykırabilirdi. Ben de küçükken güneşin altında sabahtan akşama kadar tellerle oynuyordum, ve ben haykırıyorum; Marvel Cosmic çizgi roman açısından ele alındığında Star Wars evreninin üzerine bir kaç tur rahatlıkla bindirebilir! İçinde Annihilus, Nova, Silver Surfer, Galactus gibi efsanevi karakterler barındıran bu serilerde evren sayısız defa yeniden şekillendirilir, trilyonlarca canlı varlığın hayatına son verilir, evren gergince serilmiş bir çarşaf gibi ortadan ikiye yırtılabilir. Kendi adıma bir çizgi roman fanı olarak bu tarz aksiyonlardan her zaman keyif aldığımı itiraf edeyim, benim diyen çizgi roman okuru da gözlerinin önünde büyük olaylar gerçekleşmesini sever. Cosmic Marvel, size bu imkanı sunmakta tam olarak; Dünyanin her gün Galactus tarafından işgali mümkün olmadığı için, sizi bunların gerçekleştiği gezegenlere götürüyor. Bir yarı tanrının, bir iblise böyle bir atmosferde posta koyuşuna başka nerede şahit olabilirsiniz ki?
Cosmic Marvel'in bugün bildiğimiz halini almasında ilk yapı taşı olan Silver Surfer v3'ün 33.sayısında temelleri atılan Infinity Gauntlet ise, daha öncede Avengers ve Adam Warlock'a karşı bir mücadelede cavlağı çeken Deli Titan Thanos'un (yukarıda gördüğümüz çenesi kırışık arkadaş oluyor kendisi) Mistress Death tarafından tekrar hayata döndürülmesiyle başlıyor.
Mistress Death Marvel evreninde ölümü simgeleyen kozmik bir güç, bir nevi tanrısal bir varlık. Ve Thanos'tan bir istekte bulunuyor, Yaşayan varlıkların sayısının ölmüş olan varlıkların sayısını geçmiş olması üzerine evrensel dengenin bozulmaması için; yaşayan tüm canlıların yarısını öldürmesini istiyor. Hikaye o kadar güzel işlenmiş ki, bu isteği gerçekten Death'in mi , yoksa Infinity Gems'i elinde bulunduran aklını kaçırma eşiğindeki Thanos'un mu istediği belli değil. Ve Thanos, ki kendisi ölüm'e aşık, kendisini onun evrendeki en sadık hizmetçisi olarak görüyor, sevgilisinin bir dediğini iki etmiyor.
Bunu nasıl beceriyor bu arkadaş diyorsanız, elindeki eldivene takılı olan her bir Ruh Mücevheri, evrendeki zaman, ruh, madde gibi nosyonları kontrol edebilme gücüne sahip, hepsini birden elinde bulunduran kişiyi ise Omnipotent hale getiriyor. Burada Yüzüklerin Efendisindeki Güç Yüzüklerine oldukça paralel bir altyapı bulunuyor, en önemli fark ise Mücevherlerin herhangi birinin diğerine hükmedemiyor oluşunda.
"Her şeye gücü yeten" Thanos'tan sıkı bir dayak yiyen Silver Surfer, soluğu dünyada alıyor. Bu işin basitçe halledilemeyeceğini herkes farkettiğinde ise, Thanos'un elinden bu gücü alabilmek için büyük bir mücadele başlıyor. Tam altı sayı boyunca nefes kesici bir şekilde sürecek, okuyucuya hiç beklemediği sürprizler yaşatan bir mücadele;
Cosmic Marvel'in bugün bildiğimiz halini almasında ilk yapı taşı olan Silver Surfer v3'ün 33.sayısında temelleri atılan Infinity Gauntlet ise, daha öncede Avengers ve Adam Warlock'a karşı bir mücadelede cavlağı çeken Deli Titan Thanos'un (yukarıda gördüğümüz çenesi kırışık arkadaş oluyor kendisi) Mistress Death tarafından tekrar hayata döndürülmesiyle başlıyor.
Mistress Death Marvel evreninde ölümü simgeleyen kozmik bir güç, bir nevi tanrısal bir varlık. Ve Thanos'tan bir istekte bulunuyor, Yaşayan varlıkların sayısının ölmüş olan varlıkların sayısını geçmiş olması üzerine evrensel dengenin bozulmaması için; yaşayan tüm canlıların yarısını öldürmesini istiyor. Hikaye o kadar güzel işlenmiş ki, bu isteği gerçekten Death'in mi , yoksa Infinity Gems'i elinde bulunduran aklını kaçırma eşiğindeki Thanos'un mu istediği belli değil. Ve Thanos, ki kendisi ölüm'e aşık, kendisini onun evrendeki en sadık hizmetçisi olarak görüyor, sevgilisinin bir dediğini iki etmiyor.
Bunu nasıl beceriyor bu arkadaş diyorsanız, elindeki eldivene takılı olan her bir Ruh Mücevheri, evrendeki zaman, ruh, madde gibi nosyonları kontrol edebilme gücüne sahip, hepsini birden elinde bulunduran kişiyi ise Omnipotent hale getiriyor. Burada Yüzüklerin Efendisindeki Güç Yüzüklerine oldukça paralel bir altyapı bulunuyor, en önemli fark ise Mücevherlerin herhangi birinin diğerine hükmedemiyor oluşunda.
"Her şeye gücü yeten" Thanos'tan sıkı bir dayak yiyen Silver Surfer, soluğu dünyada alıyor. Bu işin basitçe halledilemeyeceğini herkes farkettiğinde ise, Thanos'un elinden bu gücü alabilmek için büyük bir mücadele başlıyor. Tam altı sayı boyunca nefes kesici bir şekilde sürecek, okuyucuya hiç beklemediği sürprizler yaşatan bir mücadele;
Sizi temin ederim, bunlar altı sayı boyunca karşılaşaklarınızın ufak bir kısmı! Gerisini merak ediyorsanız, Infinity Gauntlet serisindeki kayıp hazineyi muhakkak keşfetmelisiniz!
Unutmadan, Infinity Gauntlet Infınity Saga'nın ilk parçası. Onu takip eden, her biri altı sayılık (Infinity War, Infinity Crusade ve Infinity Abyss) üç seri daha var. Başladıktan sonra, tümünü soluksuz okuyacaksınız!
22 Aralık 2009 Salı
Kayıp Hazine Avcıları - Nick Fury, Agent of S.H.I.E.L.D. Vol.1 #3
Günümüzde Çizgi Romanlarda da ana trendi takip edecek şekilde bir dijitalleşme mevcut, Nerd'ler olarak tabletlerle çizilen, üzerinde beş altı değişik layer yaratıldıktan sonra Bilgisayar Teknolojisinin tüm imkanlarıyla mikslendikten sonra oluşturulup Font Programlarıyla kaligrafisi yapılan Çizgi Romanlardan ne kadar hoşlansak da, bazı Çizgi Romanlardan aldığımız keyif teknik kalitesinden bağımsız kalmaya devam ediyor.
Kayıp Hazine Avcıları, temel olarak bu tarz çizgi romanları ele alan bir konsept. Belki çok az kişi tarafından bilinen, belki yayınlandığı sürenin ardından onyılların geçtiği klasikleri, daha doğrusu unutulup bir köşeye konulmuş klasikleri ele alan bir konsept. Ve bu konseptin ilk konuğu da 3 Ağustos 1968 tarihinde Marvel Comics tarafından yayınlanan Nick Fury - Agent of S.H.I.E.L.D Vol.1 #3 oluyor.
Çizgi Romanlarda Golden Age olarak tanımlanan dönemin belki de en belirgin özelliklerinden biri, Mainstream karakterlerin (Superman, Batman, Spider-Man gibi) dışında gelişen Çizgi Romanların, dönemin B Filmlerine olan benzerliği. İşte Nick Fury'nin bu sayısının bana göre efsanevi oluşu da, içeriği ve konusunun ele alınışındaki Gothic etkilerden gelmekte.
Bir kere, kapağında Dolunay'ın altında tüm görkemiyle yükselmekte olan bir şato, bir mezar taşı, amansızca atılan bir kurt ve (yıllar sonra yayınlanacak olan Sandman serisindeki Death karakterine inanılmaz bir şekilde benzeyen) Beyaz perçemli bir kız olan bir çizgi romanın, nasıl bir açılış sayfasına sahip olabileceğini düşünerek başlayabiliriz.
Bir şiir.
Evet, Çizgi Roman ilk sayfasında bir şiir ile açılıyor.
Şiirde anlatılan eski bir İskoç efsanesi, bizi az çok ne ile karşı karşıya kaldığımız konusunda uyarıyor. Bana göre asıl bomba ise, bundan sonraki Splash Page'de yer almakta.
Ve işte, hikayenin adının yer aldığı sayfa;
Artık Nick Fury'nin karşısında İskoçya'da esrarengiz bir şatoda çözülmeyi bekleyen bir gizem, bizim karşımızda ise Lovecraft / Edgar Allan Poe / Scooby Doo kırması bir Epic Horror Tale var, bundan eminiz.
Ayrıntılı çizimler, süslemeler ve şimdiki Çizgi Roman mizanpajının tamamen dışında bir anlatım. Eh, buna bir de Şok edici bir sonu eklersek, Nick Fury #3'ü bulup okumamanız için hiçbir sebep kalmıyor.
Ben; arşivleri bir kurcalayın derim.
Kayıp Hazine Avcıları, temel olarak bu tarz çizgi romanları ele alan bir konsept. Belki çok az kişi tarafından bilinen, belki yayınlandığı sürenin ardından onyılların geçtiği klasikleri, daha doğrusu unutulup bir köşeye konulmuş klasikleri ele alan bir konsept. Ve bu konseptin ilk konuğu da 3 Ağustos 1968 tarihinde Marvel Comics tarafından yayınlanan Nick Fury - Agent of S.H.I.E.L.D Vol.1 #3 oluyor.
Çizgi Romanlarda Golden Age olarak tanımlanan dönemin belki de en belirgin özelliklerinden biri, Mainstream karakterlerin (Superman, Batman, Spider-Man gibi) dışında gelişen Çizgi Romanların, dönemin B Filmlerine olan benzerliği. İşte Nick Fury'nin bu sayısının bana göre efsanevi oluşu da, içeriği ve konusunun ele alınışındaki Gothic etkilerden gelmekte.
Bir kere, kapağında Dolunay'ın altında tüm görkemiyle yükselmekte olan bir şato, bir mezar taşı, amansızca atılan bir kurt ve (yıllar sonra yayınlanacak olan Sandman serisindeki Death karakterine inanılmaz bir şekilde benzeyen) Beyaz perçemli bir kız olan bir çizgi romanın, nasıl bir açılış sayfasına sahip olabileceğini düşünerek başlayabiliriz.
Bir şiir.
Evet, Çizgi Roman ilk sayfasında bir şiir ile açılıyor.
Şiirde anlatılan eski bir İskoç efsanesi, bizi az çok ne ile karşı karşıya kaldığımız konusunda uyarıyor. Bana göre asıl bomba ise, bundan sonraki Splash Page'de yer almakta.
Ve işte, hikayenin adının yer aldığı sayfa;
Artık Nick Fury'nin karşısında İskoçya'da esrarengiz bir şatoda çözülmeyi bekleyen bir gizem, bizim karşımızda ise Lovecraft / Edgar Allan Poe / Scooby Doo kırması bir Epic Horror Tale var, bundan eminiz.
Ayrıntılı çizimler, süslemeler ve şimdiki Çizgi Roman mizanpajının tamamen dışında bir anlatım. Eh, buna bir de Şok edici bir sonu eklersek, Nick Fury #3'ü bulup okumamanız için hiçbir sebep kalmıyor.
Ben; arşivleri bir kurcalayın derim.
Etiketler:
Çizgi Roman,
jim steranko,
Kayıp Hazine Avcıları,
marvel,
nick fury
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












