7 Ocak 2010 Perşembe

Skandal! (Vejeteryan mı?)

Evet arkadaşlar, yeni bir skandalla karşı karşıyayız. Gerçi olayın yaşandığı yılın 1992 olduğunu düşünecek olursak ortaya çıkarılması için 17 senenin geçtiği bu skandal, blogumuzdan önce bu işi kimsenin beceremediğini de ortaya koyuyor.

Aşağıdaki alıntı, 1992 tarihli Infinity War #3'ten alınma. Dünyadaki tüm kalburüstü kahramanlar Magus'u Infinity Gems'i ele geçirmekten alıkoymak için mücadele veriyorlar. Ee, mücadelenin büyük bir kısmını da plan yapma safhası tutuyor tabii ki. Baxter Building'de, Reed Richards'ın laboratuarında gayet ciddi konuşmalar dönerken köşede şöyle bir şey gözümüze çarpıyor;


Haydi o kadar adamın toplamda 14 pizza yiyecek olmasını geçtim (aynı kalabalıklıkta bir tanıdık grubuyla otuz tane kadar yiyebiliriz, kilo ve kas oranımız da bu adamların yirmide biri ancak yapar) , Pepperoni'li ve Karışık pizza sayısından fazla vejeteryan pizza sipariş veriliyor olması beni yıktı.

Hulk var o ortamda, Wolverine var, bunlar değil et yemek, adam yiyen adamlar kardeşim. Ne vejeteryanı.

Skandal!

Kayıp Hazine Avcıları - Infinity Gauntlet

Eğer Uğur Gürsoy'un Fırat'ı Çizgi Roman okuyor olsaydı, Marvel Cosmic çizgi romanlar için rahatlıkla "En sevdiğim!" diye haykırabilirdi. Ben de küçükken güneşin altında sabahtan akşama kadar tellerle oynuyordum, ve ben haykırıyorum; Marvel Cosmic çizgi roman açısından ele alındığında Star Wars evreninin üzerine bir kaç tur rahatlıkla bindirebilir! İçinde Annihilus, Nova, Silver Surfer, Galactus gibi efsanevi karakterler barındıran bu serilerde evren sayısız defa yeniden şekillendirilir, trilyonlarca canlı varlığın hayatına son verilir, evren gergince serilmiş bir çarşaf gibi ortadan ikiye yırtılabilir. Kendi adıma bir çizgi roman fanı olarak bu tarz aksiyonlardan her zaman keyif aldığımı itiraf edeyim, benim diyen çizgi roman okuru da gözlerinin önünde büyük olaylar gerçekleşmesini sever. Cosmic Marvel, size bu imkanı sunmakta tam olarak; Dünyanin her gün Galactus tarafından işgali mümkün olmadığı için, sizi bunların gerçekleştiği gezegenlere götürüyor. Bir yarı tanrının, bir iblise böyle bir atmosferde posta koyuşuna başka nerede şahit olabilirsiniz ki?




Cosmic Marvel'in bugün bildiğimiz halini almasında ilk yapı taşı olan Silver Surfer v3'ün 33.sayısında temelleri atılan Infinity Gauntlet ise, daha öncede Avengers ve Adam Warlock'a karşı bir mücadelede cavlağı çeken Deli Titan Thanos'un (yukarıda gördüğümüz çenesi kırışık arkadaş oluyor kendisi) Mistress Death tarafından tekrar hayata döndürülmesiyle başlıyor.







Mistress Death Marvel evreninde ölümü simgeleyen kozmik bir güç, bir nevi tanrısal bir varlık. Ve Thanos'tan bir istekte bulunuyor, Yaşayan varlıkların sayısının ölmüş olan varlıkların sayısını geçmiş olması üzerine evrensel dengenin bozulmaması için; yaşayan tüm canlıların yarısını öldürmesini istiyor. Hikaye o kadar güzel işlenmiş ki, bu isteği gerçekten Death'in mi , yoksa Infinity Gems'i elinde bulunduran aklını kaçırma eşiğindeki Thanos'un mu istediği belli değil. Ve Thanos, ki kendisi ölüm'e aşık, kendisini onun evrendeki en sadık hizmetçisi olarak görüyor, sevgilisinin bir dediğini iki etmiyor.










Bunu nasıl beceriyor bu arkadaş diyorsanız, elindeki eldivene takılı olan her bir Ruh Mücevheri, evrendeki zaman, ruh, madde gibi nosyonları kontrol edebilme gücüne sahip, hepsini birden elinde bulunduran kişiyi ise Omnipotent hale getiriyor. Burada Yüzüklerin Efendisindeki Güç Yüzüklerine oldukça paralel bir altyapı bulunuyor, en önemli fark ise Mücevherlerin herhangi birinin diğerine hükmedemiyor oluşunda.






"Her şeye gücü yeten" Thanos'tan sıkı bir dayak yiyen Silver Surfer, soluğu dünyada alıyor. Bu işin basitçe halledilemeyeceğini herkes farkettiğinde ise, Thanos'un elinden bu gücü alabilmek için büyük bir mücadele başlıyor. Tam altı sayı boyunca nefes kesici bir şekilde sürecek, okuyucuya hiç beklemediği sürprizler yaşatan bir mücadele;








Sizi temin ederim, bunlar altı sayı boyunca karşılaşaklarınızın ufak bir kısmı! Gerisini merak ediyorsanız, Infinity Gauntlet serisindeki kayıp hazineyi muhakkak keşfetmelisiniz!

Unutmadan, Infinity Gauntlet Infınity Saga'nın ilk parçası. Onu takip eden, her biri altı sayılık (Infinity War, Infinity Crusade ve Infinity Abyss) üç seri daha var. Başladıktan sonra, tümünü soluksuz okuyacaksınız!

X-Men Dünyasında Neler Oluyor??

Bugüne dek baktığınızda x-men, xavier'in rüyası olan insanlar ve mutantların barış içerisinde yaşadıkları dünya hedefi peşinde koşan, yer yer çocuk naifliğine sahip bir takımdı. güzel günler onları bekliyordu, toplum tarafından itilip kakılmalarına rağmen efendiliklerini bozmuyor, temel hristiyanlık felsefesi içerisinde kendilerine tokat vurana diğer yanaklarını dönüyorlardı. (tabii wolverine hariç, kendisinin bugüne dek hiçbir zaman x-men konsepti içerisinde hareket etmediğini zaten biliyoruz.) "vurun, ama yine de dinleyin, biz canavar değiliz." serinin temel mottosuydu diyebiliriz.


house of m'in ardından gelen decimation, hem marvel evreninde, hem de x-men içerisinde çok büyük değişimlere yol açtı. mutantların dominant olduğu bir dünyanin ardından wanda maximoff'un "no more mutants" demesiyle dünya üzerindeki mutant popülasyonu -neredeyse- yüzbinlerden 198'e inmişti. dünya içerisinde kendine bir yer inşaa etmeye çalışan bir türün, aniden soyu tükenmekte olan bir türe dönüşmesi, ardındaki dönemde radikal kararlar alınmasını zorunlu kıldı tabii ki.


messiah complex serisinde decimation sonrası ilk mutant doğumu gerçekleşti, ve bu bebeği ele geçirmek için hem x-men, hem mr.sinister'ın marauder'leri, hem de mutant karşıtı purifiers grubu büyük bir mücadele içerisine girdi. kazanan x-men oldu, bebeği cable'a emanet edip onu öldürmeyi hedefleyen bishop'tan kurtarabilmek için geleceğe gönderdiler. bu amaç uğruna verilen zaiyat büyüktü, hem caliban, hem de charles xavier vurularak hayatını kaybetti.


xavier, crusader adlı mutant'ın beyin yapısını onarması sonucunda hayata geri döndü ama, bugüne dek yaptığı tüm hataların etkisi onu hiçbir zaman özgür bırakacak gibi görünmüyor. x-men üzerindeki yetkisini kaybetti, x-men scott summers'ın yönetimine geçti. ve scott, xavier'le geçirdiği onca yılın ardından hayata daha proaktif yaklaşıyor olmalı ki, derin x-men olarak adlandırabileceğimiz yeni x-force ekibinin başına wolverine'i geçirerek, mutant düşmanı kötü karakterleri tek tek yoketmeleri görevini verdi. x-men, artık bir rüyanın peşinde koşmak yerine, realitede kendine yer açmaya çalışıyordu, tamamı insan öldürmekle hiçbir sorun yaşamayan wolverine, x-23, warpath, archangel, domino gibi arkadaşlardan kurulu olan x-force, bunu yeni politikanın en büyük göstergesi.


x-force, bir yandan kendi yolunu kanla açarken, marvel evreni büyük bir şokla daha sarsıldı. secret invasion'u -büyük bir kazık ile- sonlandıran norman osborne, s.h.i.e.l.d.'in başına geçerek yeni proaktif dönemi simgelercesine kuruluşun adını h.a.m.m.e.r. olarak değiştirdi, ve san francisco'daki x-men karargahını bir dizi eylem sonucunda yasa dışı ilan etti. osborne'un dark avengers'ı ile karşı karşıya gelen x-men de, çözümü magneto'nun asteroid-m'ini deniz yüzeyine çıkartıp, mutantlar için bir kurtarılmış bölge yaratmakta buldu: utopia.


ve uncanny x-men 516'da geri dönen (ve tekrar güçlerini kazanmış olan) magneto, grupla konuşmak istediğinde kendisine scott summers'ı muhatap aldığını xavier'in yüzüne söyledi. scott summers'a söylediği ilk şey ise çok manidar; "kılıcım ayaklarınızın dibinde, emrinizdedir."


X-men, dengelerin son iki yılda böylesine değişmiş olmasına, tavrını daha da militanlaşarak gösterecek gibi duruyor. seri, büyük değişimlere gebe.

(Ekşi sözlük için yazdığım bir yazı; burada da bulunmasında bir sakınca olmayacağını düşündüm.)

Siege #1 - "Norman Osborn'un Gizli silahı hala gizli."



Marvel comics'de nihayet eldivenler çıkıyor! Bir yıl kadar süren Dark Reign evrendeki tüm dinamikleri altüst etmiş kocaman bir "What if?" hikayesi gibi ilerledikten sonra artık yavaş yavaş aradan çekilmeye başlıyor. Hazırlanan tüm altyapı, Siege içerisinde çözülecek ve anladığımız kadarıyla yeni bir "Age of Heroes" başlayacak. Böylesi bir dönüşüme gidilmesindeki en önemli güdünün ticari olduğunu düşünüyorum, 2000'li yıllarda Marvel inanılmaz bir hiperaktiflik yaşadı; House of M, Decimation, Civil War, Secret Invasion tüm taşları yerlerinden oynattı, bazılarını satranç tahtasının çok çok uzaklarına fırlatırken bazılarını hiç olamayacakları yerlere getirdi. Standart bir kahraman olan Iron Man'in delicesine önem kazanması ve Spider Man'in nemesis'i olmaktan daha fazla bir rol üstlenmeye karakter derinliği yetemeyecek olan Norman Osborn'un hızlı derinleştirilmeye çalışılarak evrenin merkezine oturtulması gibi olaylar sürekliliği tehlikeye atacak boyutlara gelmiş olacak ki, Marvel yeniden DC benzeri kahraman eksenli bir merkeze oturmaya hazırlanıyor.

Siege, işte bu doğrultuda yol üzerinde kalan araçların çekileceği bir event olacak. Bunu bu hafta yayınlanmış olan ilk sayıdan da anlayabiliyoruz. Asgard tehlikesini ortadan kaldırmak için üzerinde bir baskı hisseden Norman Osborn, Stamford benzeri bir kazayı Volstagg üzerinden yaratarak Asgard'ı işgal etmeyi kendince meşrulaştırıyor; daha sonra da H.A.M.M.E.R, Dark Avengers, Initiative, elinde ne varsa hepsiyle Asgard'a saldırıyor. Tanrılar arasındaki hesapların tanrılar tarafından görülmesi gerektiğini düşünen Ares'i dahi kendi tarafında tutmayı başarabilen Osborn, aylardır ne olduğu bir türlü açığa çıkmayan gizli silahını henüz ortaya sürmemiş olsa da, elindeki kadroyla ilk sayı itibariyle bile oldukça sert bir darbe vurabiliyor. Tabii bunda, şu arkadaşımızın etkisi de yadsınamaz;


 Norman'ın nasıl bir davaya başkoyduğunu gösteren en güzel açıklama, bence Bullseye'den geliyor; ki kendisini bugüne kadar çok varlıktan tırsmış bir arkadaş olmadığını da biliyoruz. Hatta "İşin içine aileyi karıştırmasak?" benzeri tutumundan kendisinin Türk olduğu sonucunu bile çıkartabiliriz.

 

Siege #1, düzgün çizimleri ve iyi kurgulanmış bir olay örgüsüyle, 2010'a güzel bir başlangıç yapmamızı sağlayabilecek gibi görünüyor. Kurgu ilk sayıda bir şey söylemek için erken olmasına rağmen, sağlam kurulmuş görünüyor. Gerçi bu tarz Blockbuster event'lerin scriptleri genellikle pek değişmez, Siege'de de bunun kırılacağını sanmıyorum ama hikayenin içine yerleştirilmiş ilginç Twistlerle eğlenceli kılınabilir.

İlk sayı itibairiyle de, bu beklentileri karşılayacak gibi duruyor.


Edit : Bugün aldığımız bir habere göre Siege #1, Siege : Embedded #1 ile birlikte Sold out olmuş. Hadi hayırlısı.




5 Ocak 2010 Salı

Nabız 666 - En Heyecan Verici Çizgi Roman Anları 5 - Iron Fist Vs Train.

Iron Fist çok ilginç bir karakter, çok yakında kendisi hakkında bir "Neydim, ne oldum?" yazısı gelecek, ayrıntılı fikirlerimi o yazıya sakladığım için çok açıklama yapmak istemiyorum. Chi kullanabilen bir Kung-Fu dövüşçüsünün -ki kendisi genellikle Luke Cage ve onunla takılan B sınıfı kahramanlarla oturup kalkan bir arkadaşımızdır- bir treni nasıl durdurabildiğini görmek istiyorsanız, sizi şöyle alabiliriz;







Hey Danny, bugüne kadar neredeydin dostum? Yo-yo! Haha. Bu arada eklemeden geçmeyelim, bu sayı belki de Iron Fist tarihindeki en güzel hikaye olan "Seven Capital Cities of Heaven"ın finalini oluşturuyor, eğer okumadıysanız muhakkak okumalısınız.

En içten devrimci saygılarımla,