4 Mart 2010 Perşembe

Green Arrow #30 - Black Lantern "I used to be nothing but a bastard.."

Blackest Night, kesinlikle DC Comics'in başına gelmiş en iyi şeylerden biri. Kan gövdeyi götürüyor, ölenler, dirilenler, mücadele halindeki kozmik varlıklarla tanrısal güçler; ve neredeyse tüm sevdiğimiz karakterler tamamen çaresiz durumdalar. Bakalım, serinin sonuna yaklaşıyoruz, ardından gelecek olan Brightest Day'in teaserlarından event'in iyilerin hakimiyetiyle biteceğini öngörebilmekteyiz. Zaten DC henüz kötüleri direksiyona geçirmeyi denemiş değil, en fazla 2-3 sayı süren serilerle kötü adamlar hükmedebiliyor gibi görünüyor, ardından tekrar aynı yola devam ediyoruz.


Blackest Night'ı bu kadar güzel kılan şeylerden biri de, etrafında yayınlanmakta olan Tie-in'ler. Bir çok klasik DC serisinden bir çok çizgi roman, Blackest Night Tie-in'i olarak aynı sayı numarası ve yeni içerikle yeniden raflarda yerini aldı. Green Arrow #30, bunlardan biri ve bize temel olarak Olivier Queen'in nasıl bir piç olduğunu anlatıyor.


Black Lantern'in içine hapsolmuş olan Ollie, bize aslında Black Lantern'ların kişinin motor yetenekleri de dahil tüm kişilik özelliklerini kopyalayarak onun varlığını hareket ettiren, siyah yüzükle yeşil yüzüğe benzer ama farklı kaynaktan beslenen güçler kazanan bir nevi parazit varlıklar olduğunu gösteriyor. Kendisi bunu keşfettiği zaman, yapabileceği tek şey olarak vücudunun hakimiyeti için tekrar mücadele etmek kalıyor. Ve Ollie'nin hafızalarını da kendi içerisinde barındıran Black Lantern, onun sevdikleri hakkındaki karanlık köşelerde sakladığı düşüncelerini tek tek sayıp dökerken, iradesi kuvvetli bir adam elinde Green Lantern yüzüğü olmadan düşünce gücünü harekete geçirmeye çalışıyor. Hikaye başarılı , anlatım güzel, çizimler de klasik DC tarzı olunca keyifle okunuyor.

Sonu için bir şey söyleyemiyoruz, önce Blackest Night bir bitsin de, Ollie'nin evliliği de (tabii geri dönebilirse) sürecek mi göreceğiz!

3 yorum:

tengunner dedi ki...

Zaten DC henüz kötüleri direksiyona geçirmeyi denemiş değil demek yanlış olur. Siege'den seneler önce ABD başkanlığına Lex Luthor'u getirmişlerdi.

Final Crisis'in sloganı The Day Evil Won'du ve Faces of Evil isimli kötü karakterlere odaklı sayılar yayınladır. Secret Six, Gotham City Sirens hep kötü karakter odaklı dergiler. Önümüzdeki aylarda da Teen Titans'ın başına Deathstroke geçecek.

not: mesaj yollanırken bi hata oldu sanırım bir kaç gönderilmiş olabilir.

Arifoglu dedi ki...

Lex Luthor'un başkanlığı döneminde yaşanan Our Worlds at War event'i ona hiçbir zaman iktidari elinde tutma imkanı vermedi, ardından gelen Superman / Batman "Public Enemies" ile devrilip gitti zaten. Dark Reign'de son bir yıldır, belki bir yıldan daha uzun süredir Marvel evreninde iyi karakterler görüldükleri her yerde avlanıyorlar, bu farklı bir şey.

tengunner dedi ki...

Lex'in başkanlık süreside en az Norman kadar sürmüştür belki daha bile fazla.

Lex süperkahramanları avlamaktansa onları sömürür. Tek alıp veremediği Superman'le sonuçta. Birbirinin peşine takar. Public Enemies'te herkes Sup ve Batman'inin peşindeydi. Batman: Murderer'da Bruce Wayne'in cinayetle suçlanmasını sağladı. Tabiki Siege ve President Luthor aynı şey değil. Luthor sadece Superman'in düşmanı olarak kalmasaydı, tüm DCU kahramanlarının düşmanı olsaydı aynı şey olurdu. Ama egosu o kadar şişikki diğer kahramanlar onun için bir hiç.

Norman'ın da Spider Man aşkı geri gelmiş. Onun sonunu da muhtemelen bu hazırlar.

Marvelde iyi karakterler görüldükleri her yerde avlanıyorlar ama şu ana kadar kaç kişi avlandı?

DC kötüleri direksiyona geçirdi ve geçirmeye devam ediyor ama onların reaksiyonları Marvel kötülerininkiden farklı.